Gökhan Ateş
Özlemeye dair
12 Ağustos 2016 Cuma 04:26:00

Çok özledim..

Bahri Abi’nin hatırşinas sohbetini,

İki büklüm özene bözene yaptığı misafirperverliği..

Hal hatır sorma merasiminde b.ktan geçen günümüzün içinde bile umuttan şişirilmiş balonlar uçurmasını.

“ iiiçbi sıkıntı yok, her şey yolunda” diyen güzel abimin, içindeki fırtınaları hiçbir zaman bilemedik, bir rakı kadehi de tokuşturamadık ama Çanakkale sevdamız, Çanakkale anımsamalarımız ortak yanımızdır, ben memleket derim, o da şerefe der…

Can abimi çok özledim.

Yazıyı yazarken demlendiğim kadeh sana kalkıyor abim, sağlığına…

Selam olsun.

*

Atatürk Heykeli’nin yanındaki Vakıfbank’ın arasından girdiğinizde karşınıza küçük bi çay evi çıkar.

Mola Çayevi…

Fevzi Abi var orada.

Her uğradığımda “Gökhan’ım hoş geldin” deyip önüme hemen çay sodayı konduruverir.

Çay soda benim ritüelimdir.

Ayrıca meslek erbaplarımızın gün içinde soluklandığı mekanların başındadır.

Fevzi Abi ailedendir, iyi adamdır.

Çayı, kahvesi, kavurmalı gözlemesi mükemmeldir.

Ona da selam olsun…

*

Tamer Yavuz’un abiliğini özledim.

Karşılıksız, koşulsuz uzanan eli, makara tukarasıyla ama en çok ağız dolu gülüşüyle en bitik anımda bile karnıma kramplar sokabilme yeteneğine sahip adamlardan birisi olmasıdır Tamer Yavuz’u bende ünlü yapan.

Haberleri toplayıp ofise doğru yollanırken günlük saçmalamalarımızın tadı hala damağımdadır.

*

Edirne Gazetesi’nin ofisinde Bekir Tüccar diye bir kötü espri makinesi vardır, haliyle o iş yerinde Gökhan gibi de bir çıkıntı olunca çarşı pazarın her gün karışması kaçınılmaz sondur.

Bekir’in bana bilinçli saldırıları ve benim kendimi habere adamışlığımın içine sirke dökmesi sonucunda meydana gelen absürt saçmalama seanslarına, Birol Çakan’ın ve Tamer Yavuz’un da katılmasıyla ortalık birden şenlik alanına döner, son sözü Yazı İşleri Müdürü Ercan Bitti söyler ve: “Hay Bekir şimdi…” diyerek mevzuyu kapatırdı.

Müdürün bu serzenişinden sonra Tamer Abi içtiği suyu püskürtür, Bekir yarı sırıtık ve patlamaya hazır halde monitöre fokuslanır, Birol Abi şeyimde mi dünya tavrını takınarak etrafa bakınır, bende yüzde doksan kendimi toplayabilmek için kahve almaya giderim, Tamer Abi’de genelde “dur bende içeyim” der gelir, ofise döndüğümüzde mutlaka cevapsız arama veya aramaları vardır..

Başlar söylenmeye “Hay şimdi ben böyle işin…”

Özlememek mümkün mü o cümbüşü?

*

Meslektaşlarımı özledim.

Bizim jenerasyonun ele avuca sığmaz koşuşturmasını, üst jenerasyonun öğütlerini ve nihayetinde iki jenerasyonun bir araya geldiğinde yaptığı goy goyu…

Gazetecilerin arasında çok homojen bir ilişki vardır.

Birbirileri ile küserler, birbirlerine kızarlar, birbirlerini kırarlar ama bunu uzatmaya çalışmazlar.

Karşı karşıya geldiklerinde “Ulan bi adım at, gül, selam var, bi ifade takın suratına bana doğru” bakışları atıp birbirlerine sarılmak için fırsat kollarlar.

Kin yapılacak, kin tutulacak bir meslek değil bizim ki…

Çünkü bize fazlasıyla kinlenen koltuk sevdalısı vardır.

Aramıza sokmadık, sokmayız.

*

Ailemin tüm fertlerini deli gibi özledim, ananemi, annemi, babamı, kardeşimi özledim, teyzelerimi, yeğenlerimi, hısım akrabaları, can dostlarım Oğuz’u, Gürcan’ı, Çanakkale’yi, kordonu, yeni kordonu, rüzgarını, dalga dibinde içilen birayı, çalgıcı dostlarımı J , şakirdeki çay bardak çıkırtısını, hangoverdaki richi rich bira tabağını, intepedeki köy kahvaltısını, kavaladaki rakı masasını….

Bana Çanakkale diyene, iki adet yuvalarından çıkamayan gözyaşı ve bolca küfürle saldırırım, bilesiniz.

Bir şehri, onun içinde yaşayan her canlı türünün aldığı nefesle var ettiği, yaşanır kıldığı bu hayatı, özlemeyi öğrenerek, beklemeyi bilerek geçireceğim, en azından şöyle bir bakınca önümüzdeki beş sene için görünen o… 

*

Şimdi bana oradan çıkıntılık yapıp “alışınca gelmek istemeyeceksin” diye nutuk çekmeye kalkmayın.

Nereden biliyorsunuz?

Müneccim misiniz?

*

Neyse burada yaşadığım bir “fütursuz alışma” hikayesi ile yazıyı bitireyim.

Geçenlerde burada bizimkilerin işlettiği bir restorana gittik.

Elemana “merhaba” dedim “yea yea merhaba” diye cevapladı, içimden dedim “ne oluyoruz lan”

Birkaç saniye içinde toparlanıp; “Nasıl gidiyor, iş güç hayat” dedim, “good valla, her şey okey burada, alışınca gidesi gelmiyor insanın. Make sure olmak için zaman lazım sadece” dedi.

Dedim “Ne zamandır buradasın” “yedi yıl, seven seven yeah yedi yıl oldu”

Adam refleks olarak “yea yu” demeden edemiyor.

Benim günlük Türkçe reflekslerimin bu şekilde olacağı hayali beni bi germedi değil hani.

Son olarak “ne alırsınız” dedi (İngilizce) deli gibi açım, kahvaltıyı atlamışım, sabah ki kahveyle duruyorum ki ben aç olunca acayip asabi olurum, iki Türk görünce gevşedim ve “çay” dedim.

“Çay varsa çay getir gözünü seveyim, 1 aydır çay içmiyorum”

“Ovv yeaaaa, çay var but şeyli değil”

“Demleme yok diyorsun”

“heh öyle, ama Turkish Coffee var”

“Olur o da olur, getir içelim bari napalım”

“yeaaa sounds good, hemen”

Diyaloglardan anlaşılacağı üzere adamlar alışmamış, bildiğin asimile olmuşlar :)

*

NOT: Gözünüzü seveyim biriniz bana “falım (damla-meyveli) sakız” göndersin!!!

Heh unutmadan Edirne Basın Yayın Enformasyon İl Müdürü “Baba, abi” Fikret Dişlioğlu ve ekibine de saygı sevgi ve özlemlerimi belirtiyorum.

Kendileri özeldir.

Sezgin Abla’nın çayları özledik be…

 

 

edirneportal.net Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı