Erdoğan Eğmen
DÖRT KİTAP
8 Ağustos 2016 Pazartesi 22:17:12

Bu köşe yazısını da kitaplara ayırdım.

Ama en özel kitaplara.

Şimdi sorabilirsiniz; bütün kitaplar özel değil midir?

Tabi ki özeldir, ama bu kitaplar Edirne’nin en özel kitapları.

Edirne’de yaşayan, Edirne’nin havasını soluyan insanlarının kitapları.

Bu kitapların bir özelliği daha var.

Şimdi onu da sorun bana.

Edirne’nin tek yayın evinin, yani kitap basan ve satan tek yayın evinin kitapları bunlar. CEREN YAYINCILIĞIN.

Bu kadar Edirne kokan ve kitaplar özel değil midir bizler için?

*

Ceren Yayıncılığın sahibi Şeref KURTİŞ ile konuşurken kafamda bir çok soru oluşmasına rağmen, bu soruları cevaplamak için zaman bulamadım.

Dört kitabın üzerine hararetli bir şekilde fikir alışverişi yaptık. 

Neyse, o soruları da bir daha ki köşemden dile getirip, sizlerle cevap ararım diye düşünüyorum.

*

Haydi bakalım şu kitaplara, nelerimiz var kültür ve sanat sepetimizde.

Bakalım ki alalım, destek olalım yazarımıza, şairimize.

Eser adı: MUCİZEYDİ ZATEN / Yazan: FATİH CANDAN / Tür: DENEME

En önemlisi de Edirne’mizin kültürüne...

“En çok Neye üzülüyorum biliyor musun?

Sana yazamayacağım şiirlere,

Gezemeyeceğimiz şehirlere,

Göremeyeceğimiz ülkelere,

Sabah uyandığımda göremeyeceğim

Gözlerine üzülüyorum.

Zaten bir tanecik ömrün var

Onu da bensiz yaşayacaksın.

Şaka gibi!”

Hayal bile edemeyeceğiniz

Bir düşü yaşadınız mı hiç?...

Eser adı: İLYADA (HOMEROS) / Yazan: Doç. Dr. Sema SANDALCI / Tür: DESTAN

       Günümüzden yaklaşık 3 bin yıl öncesini inceleyen Klasik Filoloji’nin çalışma kaynağı olan Eski Yunanca - Latince metinler, kültürel ve siyasi olarak birçok bilgiyi içermekte, bulunduğumuz coğrafyada halkların  iç içe nasıl eşsiz ve oldukça zengin bir tarihe sahip olduğunu belgelemektedir. Bu bakımdan bugün bu metinleri olabildiğince aslına sadık çevirmek, hatta her birinin sözlükçesini çıkarmak, hem geçmişin tarih, kültür ve dil gelişiminin evrelerini tanımayı, hem eski doğudan gelen, hem de sonraki dönemlerde çağdaş batı dilleri ve kültürü üzerindeki etkilerini izlemeyi mümkün kılmaktadır.  Ezgisel şiirlerin birbirine eklenmesiyle kurgulanan ve klasik çağda ünlenen bu destanların, yitip gitmemesinde öncelikle sözlü aktarımın etkisi vardı. Buna destek niteliğinde, İlyada ve Odysseia metninde önemli işlerin ve kahramanlarının iyi ün, kötü ün şeklinde gelecek kuşaklar tarafından bilinmesine, böylece tanrısal ve ata işlerinin unutulmamasına önem verildiğini gösteren, ayrıca olayların ezgisel şiir, şarkı şeklinde sözle anlatıldığına, bunu yaparken tanrılardan da esin ve güç dilenildiğine dair net pasajlar bulunmaktadır.

Homeros:) “Evleri Olympos’ta olan ey Musalar, söyleyin şimdi bana,

çünkü sizler tanrıçasınız, daima varsınız, her şeyi de bilirsiniz,

bizler ise bu şekilde, söylenenleri duyarız, bir şey bilmeyiz.

Söyleyin Danaosların liderleri, komutanları kimlerdi.

Erlerden söz etmeyeceğim ne de isimlerini dile getireceğim,

Olymposlu Musalar, kalkanlı Zeus’un kızları,

İlion’a gelenleri eğer anımsatmazsanız,  on dilim, on da ağzım olsa yapamam,

kısılmayan bir sesim, içimde tunçtan bir yüreğim olsa bile.”

( İl. II, 484-493)

 

Eser adı: EDİRNELİ BESTEKARLAR / Yazan: Dr. Ahmet Özden ULUDERE / Tür: İNCELEME/ARAŞTIRMA

  Eserlerin notaları incelendiğinde, başlangıçta saz eserlerinin çoğunlukta olduğu görülür. Sözlü eserler arasında en görkemli yapıt Derviş Mustafa Dede'nin "Bayati Mevlevi Âyini"dir. Mustafa Dede, Edirne Mevlevihanesi'nde çilesini tamamlayıp dede olmuştur. Uzun yıllar şair Neşati'nin şeyhlik yaptığı Edirne Mevlevihanesi'nde bulunan Yahya Nazım Çelebi'nin belirlenen ondört eserinin altısının bayati makamından olması da dikkat çekicidir.

Edirne'de yapılan müzik, şehirde yaşayan Yahudi müzisyenleri de etkilemiş, onlar da Türk Müziği makam ve usullerini kullanarak, İbranice sözlü besteler yapmışlar ve böylece Maftirim ekolü doğmuştur.

Belirlenebilen eserler, notaları olsun olmasın kitapta yer almış, seçilen eserlerin notaları kitabın son bölümünde verilmiştir. Ana konu bestekârlar olmasına karşın, bu çerçevenin içinde kalınmamış, bazı musikişinaslar ilgi ve özellikleri nedeniyle kitapta yer almışlardır.

*

Eser adı: SON TALİKA / Yazan: Sabriye CEMBOLU / Tür: BİYOGRAFİK ROMAN

Altı yüz yıl hüküm süren üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu dağılırken kendini Osmanlı sayan insanların hayatları da paramparça oldu. Bu coğrafyada yeni bir dünya kurup eskisini yıkmak gerektiğine inananların iktidarları sırasında bölge halkları, temeline dinamit konulmuş bir binanın parçacıkları gibi şiddetle sağa sola savruldular. İmparatorluğun batısında yer alan Rumeli topraklarında yaşayan halklar da dinsel ve etnik kökenlerine göre acımasızca darmadağın edilip bu sarsıntıdan nasiplerini aldılar. Aynı çatı altında yaşayan akrabalar bile yabancılaştırıldı. Savaşlar, muhasaralar, isyanlar, sürgünler ve göçler birbirini takip etti. Meriç’in suları, Sofulu ve Edeköy‘ü ortadan bölüp Yunanistan ve Türkiye arasında sınır olmadan önce Sofulu’da Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler henüz birbirlerini ötelememiş ve ötekileştirmemişlerdi. O zamanlar düğünler, bayramlar, cenazelerde bir arada olunur, hoca, haham, papaz dostça sohbet edebilirken aralarına ayrılık tohumları ekilmemiş insanlar birlikte yaşarlardı.

Ebruli bir ipliğe benzeyen ailemin fertleri, ayrılık rüzgarlarına, göçlere, sürgünlere

 ve kıyımlara göğüs gererken birbirlerinden kopmamaya, geçmişlerini ve geleceklerini

kaybetmemeye, bunun için de en küçük umut kırıntılarına tutunmaya çalıştılar.

 Anneannem, kendi anneannesinin gerçek adını hiçbir zaman bilmedi. Yahudi olan anneannesinin asıl adı Selanik’te Müslüman dedesi ile evlendikten sonra geçen zaman içinde unutulmuştu. 1900’lü yılların başlarında yaşayan Tatar Mahmut Ağa’nın,

 Emine Hanım’ın, Abdullah Efendi’nin, Nefise Hanım’ın, küçük Hasan’ın,

ablaları Habibe ve Lebibe’nin, ailenin birer ferdi sayılan Raşel’in ve Katina’nın

isimlerini ise çok şükür ben hala biliyor, hala hatırlıyorum.

Bu romanı Habibe, Lebibe ve Hasan kardeşler ile hayatı göç yollarından geçen tüm insanlara armağan ediyorum.

*

Değerli okurlar bu güzel eserlere ulaşmanız dileğiyle, son sözü de özlü bir sözle bağlayalım.

İyi bir kitabın, iyi seçilmiş iyi bakılmış bir meyve ağacına benzediğini söylemek, hakikaten daha azını söylemek demektir, onun meyveleri yalnız bir mevsimlik değildir.

          

 

edirneportal.net Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı